Rüyapedia
Doğa

Rüyada Dağ Görmek

Güncellendi ·


Genel anlamı

Dağ rüyaları anlatılırken cümle neredeyse her zaman bir konumla kurulur: karşımda kocaman bir dağ vardı, eteğindeydim, tepesine çıkmıştım. Dağ sahnede bir şey yapmaz; onu gören kişinin ona göre bir yeri vardır. Tabir de maddeyi buradan tutar.

Klasik derlemelerin dağ için verdiği ilk karşılık bir iş değil bir kimsedir: reislik, mertebe, sözü geçen ulu kişi. İkinci karşılık aynı büyüklükten türer ve artık kimseye değil işe bakar: tek başına kaldırılamayan, kısa sürede kapanmayan bir mesele.

Türkçe iki okumayı da tek kalıpta taşır. “Dağ gibi adam” da denir, “dağ gibi dert” de; kalıp aynıdır, ölçülen değişir. Klasik usûl muabbirden dilin deyimlerini ve atasözlerini bilmesini ister; dağ maddesinde dil, tabirin her iki ekseninin de yanında durur.

Bir rüyada hangisinin kastedildiği listeden değil sahneden çıkarılır. Bu sayfanın bölümleri de o yüzden dağın parçalarına göre değil, dağla kurulan münasebete göre ayrılmıştır: altında durmak, üstüne çıkmak, ondan bir şey almak, onu geçmek ve onu yerinde bulamamak.

Üçüncü bir karşılık daha vardır ama yalnızca bozulduğunda görünür: dağ yerinden oynamaz. Sabitliği o kadar tabii sayılır ki rüyada kımıldadığı anda sahnenin ağırlık merkezi oraya kayar.

İslami rüya tabiri

Klasik derlemelerde dağ maddesi reislik ve mertebe bahsinin yanında durur. İbn Sîrîn’e nispet edilen külliyatta, Abdülganî en-Nablusî’nin Ta’tîru’l-enâm fî ta’bîri’l-menâm’ında ve Halîl b. Şâhîn ez-Zâhirî’nin el-İşârât fî ilmi’l-ibârât’ında dağın verdiği şey bir ölçü değil, o ölçüye sahip olandır.

Ulu kişi ve makam sahibi. Dağ bulunduğu yerin en yükseğidir; ovadaki köy, yol ve mera ona göre yerleşir. Kaynakların dağı büyük kimselerle birlikte anmasının sebebi budur. Karşılıkları dardır ve tanınır: kurumun başındaki kişi, ailenin sözü dinlenen büyüğü, bir dosya için kapısına gidilen makam.

Aşılması güç bir mesele. İkinci eksende karşımızda kimse değil iş vardır: yıllara yayılan bir dava, uzun vadeli bir borç, bakımı tek kişiye kalan bir hasta. Buradaki ayırt edici yan imkânsızlık değil ağırlıktır; dağa çıkılır, ama hazırlıksız çıkılmaz.

Sözünde durmak ve sebat. Mevsim döner, üstü karlanır, etekteki köy büyür; dağ aynı yerdedir. Bu sabitlik kararında durmak tarafında okunur ve yıkılma sahnesinin neden ayrı bir ağırlık taşıdığını da açıklar.

Kişi mi iş mi sorusunun cevabı sahnede aranır. Muabbirin ehliyet şartlarının ilki, TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Rüya” maddesinde de sayıldığı gibi, mecazî sureti hakikatinden karîne ile ayırmaktır. Dağ maddesinde en kullanışlı karîne, sahnede bir insan bulunup bulunmadığıdır: tepede biri duruyorsa, yukarıdan biri bakıyorsa ya da çıkarken birine sorulduysa yorum kişi tarafına döner. Ortada yalnız kütle varsa iş tarafında kalır.

Aynı ölçü bir de rüyayı görene bakar. Klasik usûlün maddesi açıktır: rüya; mevsime, mekâna, şahıslara, görene ve görülene göre farklı yorumlanır. Dağ eteğinde büyümüş, her sabah aynı tepeye bakarak uyanan biri için rüyadaki dağ çoğu zaman mecaz bile değildir, günün manzarasıdır. Ömründe dağı birkaç kez uzaktan görmüş biri içinse aynı suret doğrudan mecaza açılır.

Dağın eteğinde durmak

En çok anlatılan dağ sahnesinde hiç temas yoktur: dağ karşıdadır, kişi altındadır, arada bir şey olmaz.

Bu sahne boş sayılmaz. Eteğinde durmak ölçünün fark edilmesidir; kişi kendini o kütlenin yanına koymuş ve aradaki farkı görmüştür. Heybet hissedilip korku hissedilmediyse okuma, büyük bir kimsenin ya da meselenin ürkütmeden görülmesi tarafındadır. Ezilme ve küçülme hissi öne çıkıyorsa yorum, taşınamayacak kadar büyük görülen bir yüke bakar.

Dağa doğru yürüyüp bir türlü yaklaşamamak ayrıca kaydedilir. Buradaki mesafe fizikî değildir; erişilemeyen bir kimse ya da bir türlü kapanmayan bir aralık tarafında ele alınır.

Dağa çıkmak ve zirveye varmak

Çıkmak, dağ maddesinde bir yükselme değil bir yönelmedir: kişi o kütleye doğru gider. Kimse sahnesinde bu, büyük bir kapıya müracaat etmek anlamına gelir; iş sahnesinde, meselenin fiilen üstlenilmesi.

Dağın hazır bir güzergâhı olmadığı için rüyada patika görmek, işaret taşı fark etmek ya da birinin önden gitmesi yorumun içine girer ve karşılığı yöntemdir: işi bilen birine danışmak, aynı süreçten geçmiş birinin tarifiyle yürümek. Aynı çıkış rüyada merdiven görmek bahsinde başka türlü okunur; orada güzergâh yapının kendisindedir, dağda ise çıkana kalır.

Zorlanmadan çıkmak kaynakların hayra yorduğu hâllerdendir ve gözde büyütülen bir işin sanıldığı kadar ağır olmadığına bakar. Yol tükendiği hâlde yamaçta kalmak ise yenilgi tarafında değil yöntem tarafında okunur: seçilen yamaç yanlış olabilir, aynı zirveye başka bir taraftan çıkılır.

Zirveye varmak bu maddenin klasik metinlerde açıkça hayra yorulan sahnesidir. Yorumu incelten şey zirvenin dar olması ve orada kalınmamasıdır; zirve bir yerleşme değil bir andır: uzun bir işin bitirildiği gün, son taksitin yatırıldığı sabah, beklenen kapının açıldığı görüşme.

Zirveden aşağı bakmak ayrı kaydedilir. Yukarıdan bakınca etekteki köy, geçilen yamaç ve gelinen yol bir arada durur; sahne ölçünün yerine oturması tarafındadır. Aşağısı bulutla kaplıysa okuma tersine döner: gelinen yerin nereye vardığı seçilmez.

Ne demek değil: Zirveye varmak, belirli bir makamın ya da kazancın geleceğine dair bir bildirim değildir. Klasik kelâmda rüya zannî bilgi verir, kat’î delil sayılmaz; sahneden bir tarih ya da bir unvan çıkarılmaz.

Dağdan inmek

Dağda mesken yoktur. Zirvede ev kurulmaz, yaşanan yer aşağıdadır; bu yüzden iniş bir bozulma değil, her dağ sahnesinin tabii sonudur. Kaynaklar inişi kendiliğinden olumsuz kaydetmez.

Ayrım sebeptedir. Yukarıdaki işi görüp dönmek, tamamlanmış bir işin ardından yerine dönmek tarafındadır. Çıkamayacağını anlayıp yarı yoldan dönmek ise bırakılan bir talep tarafında ele alınır; orada da hüküm keskin verilmez, çünkü bazı dönüşler zararı büyümeden kesmek anlamına gelir.

Kişinin kendi ayağıyla inmediği, tutunduğu yerin bir anda elinden gittiği sahneler bu bahsin dışındadır; anlatılan şey artık düşmedir ve ölçüsü kendi sayfasındadır: rüyada düşmek.

Dağdan gelenler: su, kar ve gölge

Dağ, yerinden hiç kımıldamadan çevresine bir şey verir. Tabirde bu ayrı bir kayıttır ve ulu kişi okumasının en somut hâlidir: büyük kimse de bulunduğu yerden ayrılmadan etrafındakine fayda ulaştırır.

Dağdan su indiğini görmek bu yüzden sert görünen bir yerden gelen fayda tarafında okunur; suyun kendi ölçüsü ayrı sayfadadır: rüyada su görmek. Tepenin karlı olması sahneyi kar bahsine taşır ve orada mevsim sorulur: rüyada kar görmek.

Dağın gölgesine, kovuğuna ya da bir kayanın arkasına sığınmak da anlatılır. Bu sahne himaye tarafındadır: büyük bir kimsenin ya da sağlam bir yapının arkasına girmek, kendi başına duramayan bir işi bir büyüğün yanında yürütmek.

Yolun üstündeki dağ

Dağ her zaman çıkılmak için görülmez; bazen gidilecek yer öbür taraftadır ve dağ arada durur.

Burada dağ bir hedef değil bir kütledir, sorulan şey de değişir: aşıldı mı, dolaşıldı mı, yoksa dönüldü mü. Dolaşmak kayıp sayılmaz; uzayan ama kapanmayan bir mesele tarafında okunur. Geçitle, tünelle ya da bir vasıtayla aşılan sahnelerde yorum o vasıtaya da bakar: rüyada köprü görmek. Yolun kaybedildiği, sisin bastığı ya da aynı yere tekrar çıkıldığı rüyalar arayış bahsine geçer: rüyada kaybolmak.

Yolun kendi hâlini soran rüyada yol görmek sayfasından farkı da buradadır: orada gidişat sorulur, burada gidişatın önüne konmuş kütle.

Dağın yıkılması, kayması, yarılması

Bu maddenin en ağır sahnesi budur ve ağırlığı yıkımın büyüklüğünden değil dağın vasfından gelir. Yıkılan şey bir yapı değil, yerinde duracağından hiç şüphe edilmeyen şeydir. Dağ aynı zamanda bulunduğu yerin nişanesidir; insanlar ona bakarak nerede olduklarını bilir. Yerinden oynadığında yalnız kütle değil, ölçü de kaybolur.

Okuma bu yüzden sabitliğin kaybı tarafında yapılır: yıllardır aynı yerde duran bir işin kapanması, sözüne güvenilen birinin tavrının değişmesi, herkesin dayandığı bir büyüğün çekilmesi. Yerin sarsılmasıyla birlikte görülen sahnelerde bahis ayrı bir sembole geçer: rüyada deprem görmek.

Ne demek değil: Dağın yıkıldığını görmek, yaklaşan bir yıkımın önceden haber verilmesi sayılmaz. Bu sahnede de bakılacak ayrıntılar vardır: kişi zarar gördü mü, uzakta mıydı, sonrasında ne oldu. Sahnenin nasıl bittiği yorumun parçasıdır.

Rüyanızı bulun

Rüyanızda ne oldu? Kısaca nasıl okunur
Dağı uzaktan gördünüz, yaklaşmadınız Ölçünün temas olmadan fark edilmesi
Dağ heybetliydi ama korkutmadı Büyük bir kimsenin ya da meselenin ürkütmeden görülmesi
Dağın altında kendinizi çok küçük hissettiniz Taşınamayacak kadar büyük görülen bir yük
Yürüdünüz ama dağa hiç yaklaşamadınız Kapanmayan bir aralık; erişilemeyen bir kimse
Patikayı bulup çıkmaya başladınız Yöntemin bulunması
Zorlanmadan, kolayca çıktınız İşin göründüğü kadar ağır olmaması
Biri yol gösterdi ya da birlikte çıktınız Erişimin bir vesileyle olması
Yol tükendi, yamaçta kaldınız Yanlış seçilmiş yamaç; yöntemin değişmesi
Zirveye vardınız Yönelinen kimseye ya da işe erişilmesi
Zirvede durup aşağı baktınız Ölçünün yerine oturması
Zirvede aşağısı hiç görünmüyordu Gelinen yerin nereye vardığının seçilememesi
İşinizi görüp indiniz Dağda kalınmaz; dönüş sahnenin tabii sonu
Yarı yoldan dönüp indiniz Bırakılan bir talep; sebebine bakılır
Dağdan yuvarlandınız Tutunulan yerin elden çıkması
Dağdan su indiğini gördünüz Sert görünen bir yerden gelen fayda
Dağın tepesi karlıydı Yorum kara geçer; orada mevsim sorulur
Dağın gölgesine ya da kovuğuna sığındınız Himaye; büyük birinin arkasına girmek
Dağ yolunuzu kesti, dolaştınız Uzayan ama kapanmayan bir mesele
Dağda yolu kaybettiniz, sis bastı Büyük bir işin içinde yön kaybı
Dağ yıkıldı, kaydı ya da yarıldı Yerinde sanılan bir dayanağın oynaması
Dağ sarsıldı ama siz zarar görmediniz Sahnenin nasıl bittiği yorumun parçası

Her sahnenin derlemelerde bir karşılığı bulunmaz; dağı olmadık bir renkte görmek ya da tepesinde beklenmedik bir şeye rastlamak böyledir. Usûlün bu noktadaki ölçüsü bellidir: rüyalar hayra yorulur. Diyanet İşleri Başkanlığı yayını Hadislerle İslâm, Hz. Peygamber’in rüyaların daima hayra yorulmasını istediğini kaydeder. Korkutan bir sahnede önce yorum aranmaz; Allah’a sığınılır ve rüya ehliyetsiz kişilere anlatılmaz.

Buradaki yorumlar klasik tabir literatüründen derlenmiştir; dinî bir hüküm veya fetva niteliği taşımaz. Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarındaki ifade de aynı yöndedir: rüyalar bir delil değildir, onlarla amel edilmez.

Psikolojik açıdan

Psikolojik okumada dağ, kişinin kendini yanına koyup ölçtüğü şeydir. Anlatılan asıl duygu çoğu zaman yükseklik değil orantıdır: kişi o kütlenin yanında kendini ne kadar büyük ya da küçük gördüğünü hatırlar.

En sık anlatılan iki sahne bu orantının iki ucudur. Yaklaşılmayan dağ, başlanmamış işlerle birlikte gelir: karar verilmiştir, tarih bellidir, adım atılmamıştır. Yürünüp de bir türlü yaklaşılamayan dağ ise başlamış ama ilerlediği hissedilmeyen süreçlerde belirir; orada anlatılan şey korku değil, ölçünün bir türlü küçülmemesidir.

Zirveden sonra gelen boşluk ayrıca kayda değer: uzun bir işin bittiği dönemlerde görülen zirve rüyaları çoğunlukla sevinçle değil, “şimdi ne olacak” sorusuyla birlikte anlatılır.

Aynı dağın tekrar tekrar görülmesi kapanmamış bir meseleye bağlanır; değişen şey manzara değil, kişinin her seferinde dağa göre nerede durduğudur.

Olumlu anlamları

  • Dağın eteğinde durup korkmadıysanız: büyük bir kimsenin ya da meselenin ürkütmeden görülmesi
  • Zirveye vardıysanız: yönelinen kimseye ya da işe erişilmesi
  • Biri yol gösterdi ya da birlikte çıktıysanız: erişimin bir vesileyle olması
  • Dağdan su indiğini gördüyseniz: sert görünen bir yerden gelen fayda
  • Dağın gölgesine ya da kovuğuna sığındıysanız: büyük bir kimsenin himayesi
  • İşinizi görüp indiyseniz: dağda kalınmaz; dönüş sahnenin tabii sonudur

Dikkat edilmesi gerekenler

  • Dağın altında kendinizi çok küçük hissettiyseniz: taşınamayacak kadar büyük görülen bir yük
  • Yürüdüğünüz hâlde dağa yaklaşamadıysanız: kapanmayan bir aralık, erişilemeyen bir kimse
  • Yol tükendi ve yamaçta kaldıysanız: yanlış seçilmiş bir yamaç
  • Yarı yoldan dönüp indiyseniz: bırakılan bir talep
  • Dağdan yuvarlandıysanız: tutunulan yerin elden çıkması
  • Dağ yıkıldı, kaydı ya da yarıldıysa: yerinde sanılan bir dayanağın oynaması

Rüya günlüğü

Siz de bu rüyayı gördünüz mü?

Anonim olarak kaydedilir. Ad, e-posta veya kişisel veri toplanmaz.

Bağlantılı semboller

Sık sorulan sorular

Rüyada dağa çıkmak ne anlama gelir?

Dağa çıkmak tabirde bir yükselme değil bir yönelmedir: kişi o kütleye doğru gider. Sahnede bir kimse varsa okuma büyük bir kapıya müracaat etmek tarafında, yalnız kütle varsa meselenin fiilen üstlenilmesi tarafında yapılır. Dağın hazır bir güzergâhı olmadığı için patikayı bulmak, işaret taşı görmek ya da birinin önden gitmesi yorumun içine girer; karşılığı yöntemdir. Zorlanmadan çıkmak kaynakların hayra yorduğu hâllerdendir; yol tükendiği hâlde yamaçta kalmak ise yanlış yamaç tarafında ele alınır.

Rüyada dağdan inmek ne anlama gelir?

Dağda mesken yoktur; zirvede kalınmaz ve her çıkış bir inişle biter. Bu yüzden iniş kendiliğinden olumsuz kaydedilmez, sorulan şey sebebidir. Yukarıdaki işi görüp dönmek, tamamlanmış bir işin ardından yerine dönmek tarafındadır. Çıkamayacağını anlayıp yarı yoldan dönmek bırakılan bir talep tarafında ele alınır ve orada da hüküm keskin verilmez, çünkü bazı dönüşler zararı büyümeden kesmek olur. Kişinin kendi ayağıyla inmediği sahneler bu bahsin dışındadır.

Rüyada dağın yıkıldığını görmek ne demek?

Dağ, bulunduğu yerin hem en büyüğü hem nişanesidir; insanlar ona bakarak nerede olduklarını bilir. Yıkılma, kayma ve yarılma sahneleri bu yüzden maddenin en ağır kaydıdır ve yerinde sanılan bir dayanağın oynaması tarafında okunur: uzun süredir aynı yerde duran bir düzenin dağılması, herkesin dayandığı bir büyüğün çekilmesi gibi. Bunun yaklaşan bir yıkımın haberi olarak sunulması doğru değildir; rüya zannî bilgi verir, kat'î delil sayılmaz.

Kaynaklar

Bu yorumda başvurulan kaynak alanları

Metinler bu kaynaklardan kopyalanmaz; sembolün klasik tabir literatüründeki ve psikolojideki karşılıkları araştırılıp karşılaştırılarak yazılır.

  • İslami kaynakTabirnâme geleneği (İbn Sîrîn'e nispet edilen külliyat)
  • KitapTa'tîru'l-enâm fî ta'bîri'l-menâmAbdülganî en-Nablusî
  • Kitapel-İşârât fî ilmi'l-ibârâtHalîl b. Şâhîn ez-Zâhirî
  • AkademikTDV İslâm Ansiklopedisi, "Rüya" maddesi

    Muabbirin ehliyet şartları: mecazî sureti hakikatinden karîne ile ayırmak

  • KitapHadislerle İslâmDiyanet İşleri Başkanlığı

    c. 1, s. 467: rüyaların daima hayra yorulmasının istenmesi

  • WebRüyalarla Amel Etmek Gerekir mi?

    Diyanet Haber (Diyanet İşleri Başkanlığı): "rüyalar bir delil değildir, onlarla amel edilmez"