Rüyapedia
Aile

Rüyada Dede Görmek

Güncellendi ·


Genel anlamı

İnsanın kendi hatırası ile ailesinin anlatısı bir yerde birbirine devredilir ve o yer çoğunlukla dededir. Babayı herkes hatırlar. Dedeyi kimi hatırlar, kimi bulanık hatırlar, kimi hiç görmemiştir; hatırlayanların bir kısmı bile kendi hatırasıyla sonradan dinlediği hikâyeyi artık ayıramaz. Bir basamak yukarıda, yani dedenin babasında, hatıra tamamen biter ve geriye yalnızca bir isim kalır.

Dede sembolünün bütün karakteri bu ara konumdan çıkar. Rüyaya giren kişi ne tam tanıdıktır ne de yabancı.

Türkçe bu basamağı bir eşya deyimiyle değil, bir âdetle işaretler: çocuğa dedesinin adı verilir. Vefat eden büyüğün adı torununda yürümeye devam eder, aile de bunu “adını yaşatmak” diye anlatır. Soyun derinliğini ölçen “yedi ceddi” kalıbı da aynı yerden gelir.

Komşu sayfalarla karışmaması için sınırı baştan çizmek gerekiyor. Rüyada baba görmek sayfasında bağ yaşanmıştır ve sahnede onay, himaye ya da sınır konuşulur. Rüyada yaşlı birini görmek sayfasındaki figür ise sahneye yalnızca yaşını taşır, akrabalık taşımaz. Dede ikisinin de dışındadır: tanınan biri değil, aktarılan biridir. Vefat bahsinin genel çerçevesi rüyada ölmüş birini görmek sayfasındadır; buradaki vefat bölümü onun yerine değil, yanına yazılmıştır.

İslami rüya tabiri

Klasik usûlde tabircinin ilk şartı, gördüğü mecazî sureti hakikatinden karîne ile ayırmaktır: sahnedeki görüntü kişinin kendisi midir, yoksa onun yerine geçmiş bir suret mi. Bu şart pek çok sembolde teorik kalır. Dede sembolünde ise kendiliğinden devreye girer, çünkü rüyada görülen dedelerin önemli bir kısmı rüyayı görenin hiç görmediği ya da tanıyamayacak kadar küçükken gördüğü kişilerdir. Oradaki yüz hatırlanmış değildir, kurulmuştur.

Tabirnâme geleneğinin bir üst nesli asıl ekseninde ele alması bununla uyumludur. İbn Sîrîn’e nispet edilen külliyat, Nablusî’nin Ta’tîru’l-enâm’ı ve Halîl b. Şâhîn’in el-İşârât’ı aile büyüklerini kişinin geldiği yer üzerinden okur; dede bu okumada en uzak ve en genel basamaktır.

Tabircinin bir başka şartı da rüyanın nerede ve kim tarafından görüldüğünü tespit etmesidir. Bu şart dede sembolünde özellikle işler, çünkü bu rüyaların çoğu bir mekânla birlikte anlatılır: bir köy, bir avlu, bir eski ev.

Rüyanızı bulun

Rüyanızda ne oldu? Kısaca nasıl okunur
Sağlıklı, hoşnut ve düzgün görünüyordu Aslın sağlam durması
Yadigâr verdi: yüzük, saat, tesbih İsmin ve hatıranın sürmesi
Toprak, tapu ya da anahtar verdi Emanet; imkân değil sorumluluk
Yiyecek ya da giysi verdi Rızık ve görünen hâl
Bir yeri, kapıyı ya da tarlayı gösterdi İşaret edilmiş ama teslim edilmemiş bir şey
Sizinle konuştu, nasihat etti Yorum söylenene bağlanır; söylenen hatırlanmıyorsa bağlanmaz
Adınızı söyledi ya da adını size verdi İsim tarafı; zincirin sürmesi
Duasını aldınız, elini öptünüz Rızâ ve helalleşme
Sarıldınız Bağın hâlâ durması
Sahne köyünde, avlusunda ya da eski evindeydi Mekân, aktarımın hangi hâlde olduğunu söyler
Ev kilitliydi, oda tozluydu, bahçe bakımsızdı Aktarımın seyrelmesi
Yorgun, hasta ya da düşkündü Gözetilmemiş bir taraf
Sizi tanımadı, yabancı gibi baktı Tanıma sizin ucunuzda eksiktir
Hiç görmediğiniz dedenizdi Aşağıda ayrı ele alınıyor
Vefat etmişti Aşağıda ayrı ele alınıyor
Kendinizi dede olarak gördünüz Zincire alt uçtan bakılır

Rüyadaki yüz kime ait?

Bu soru dede sembolüne mahsustur ve öbür aile sembollerinde karşılığı yoktur. Kimse babası için “acaba gerçekten o muydu” diye düşünmez; dede için bu düşünce olağandır.

Hiç görmediğiniz bir dedeyi görmek klasik okumada bir olağanüstülük sayılmaz. Rüya, kendisine verilmemiş bir yüzü kendisi tamamlar: bir fotoğraftan, anlatılan bir huydan, hatta ailede birine benzetilmesinden. Böyle bir sahnede tabir yüze bakmaz, çünkü yüz zaten karînenin dışında kalmıştır. Bakılan şey sahnede gerçekleşen fiildir: bir şey verildi mi, bir yer gösterildi mi, bir söz söylendi mi. Bunlardan hiçbiri olmadıysa elde yorumlanacak malzeme kalmaz.

Dedenizin sizi tanımaması aynı yere düşer ve bir gücenme olarak okunmaz. Tanıma bu sembolde karşılıklı bir duygu değil, bir aktarım işidir; eksikse eksiklik anlatı tarafındadır. Karşılığı da çoğunlukla sıradan şeylerdir: soyla ilgili artık kimseye sorulmayan bir soru, bir daha gidilmeyen bir memleket, ailede anlatılmaz olmuş bir hikâye.

Bir isim, bir yadigâr ya da bir yer

Klasik metinler verileni cinsine göre ayırır: yiyecek rızık, giysi görünen hâl, toprak ve anahtar emanet tarafındadır. Bu sıralamanın dedeye özgü ucu isim ve yadigârdır: bir yüzük, bir saat, bir tesbih, bir defter, bir fotoğraf. Mal olarak küçüktürler ama tabirde küçük durmazlar, çünkü taşıdıkları şey mülk değil süredir.

Sembolü babadan ayıran asıl nokta da burasıdır. Baba bahsinde verilen şey çoğunlukla önünüze açılan bir imkândır. Dede bahsinde ise verilenin sizden bir şey beklemesi olağandır: saklanması, sürdürülmesi, bir sonrakine geçirilmesi. Karşılıkları bu yüzden genellikle bekletilmiş işlerdir: yıllardır bölüşülmemiş bir tarla, açılmamış bir sandık, adını taşıdığınız hâlde hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğiniz bir büyük.

Bir yeri ya da bir kapıyı göstermek bu grubun eksik hâlidir: işaret vardır, teslim yoktur.

Ne demek değil: Rüyada verilen bir şey mülkiyet ya da hak doğurmaz. Miras, vasiyet ve pay meseleleri bir rüya sayfasının cevaplayabileceği sorular değildir; bunların yeri müftülük ve ehlidir. Ehl-i Sünnet âlimlerinin ortak kabulü rüyanın zannî bilgi verdiği, kat’î delil olmadığı yönündedir.

Dedenizin evi, köyü ya da bahçesi

Bu sembolde mekân dekor değildir; çoğu zaman sahnedeki asıl bilgi odur. Dede rüyalarının büyük kısmı bir odada, bir avluda ya da bir tarlanın kenarında geçer ve mekânın hâli, aktarımın hangi noktada durduğunu gösterir.

Açık, bakımlı, içinde insan olan bir yer aktarımın hâlâ yürüdüğü hâldir. Karşılığı büyük değil sıradandır: bayramda hâlâ kurulan bir sofra, ailede anlatılmaya devam eden bir hikâye, kardeşler arasında yürüyen bir iş.

Kilitli, tozlu, yıkık ya da bomboş bir yer aynı şeyin durmasıdır. Klasik okuma burada bir uğursuzluk aramaz. Diyanet İşleri Başkanlığı yayını Hadislerle İslâm (c. 1, s. 467), Hz. Peygamber’in rüyaların daima hayra yorulmasını istediğini kaydeder; tabir âdâbındaki bu ölçü gereği yıkık bir ev korkutucu bir haber değil, nereye bakılacağını söyleyen bir işaret olarak ele alınır.

Mekânın kendi başına nasıl okunduğu ayrı bir bahistir: rüyada eski ev görmek.

Dedeniz vefat etmişse

Dede rüyalarının en çok sorulan hâli budur ve vefat bahsinin genel çerçevesinden tek bir noktada ayrılır: aradan geçen zaman. Bir dedenin vefatı çoğunlukla yıllar öncesine aittir. Borç, vasiyet ve devir gibi acil işler o zaman görülmüş, pay dağılmış, dosya kapanmıştır. Geriye kalan taraf işlem değil anılmadır: dua, sadaka, bir hayrat, varsa hatırlanmamış bir hak.

Kaynakların baktığı ayrıntı kişinin hâlidir. Huzurlu, temiz ve hoşnut bir görüntü teselli sayılır. Üzgün, sitemli ya da bir şey ister gibi bir görüntü ise bakılması gereken tarafı işaret eder: uzun süredir gidilmemiş bir mezar, adına yapılmamış bir hayır, ailede artık anılmayan bir isim. Sahnede bir söz işitildiyse konuşma ayrı bir bahistir: rüyada ölmüş birinin konuşması.

Şunu da yazmak gerekiyor: dua ve sadaka rüyaya bağlı işler değildir. İkisi de rüyadan önce ve rüyadan sonra aynı şekilde yapılır. Rüya bunların şartı değil, olsa olsa hatırlatıcısıdır.

Ne demek değil: Bu sahne klasik metinlerde ecel haberi olarak verilmez; ne rüyayı gören ne de ailedeki başka biri için böyle bir okuma yapılır. Vefat eden dedenizin âhiretteki durumu hakkında da bilgi taşımaz. Klasik âlimler bir rüyaya bakarak böyle bir hükme varmamıştır, çünkü o bilgi tabirin alanında değildir.

Kendinizi dede olarak görmek

Bu sahnede zincire alt uçtan bakılır ve soru yön değiştirir: alınan değil, bırakılan konuşulur.

Klasik okumada bu görüntü bir yaş ya da ömür bildirimi değildir. Ele alındığı taraf devam etmedir: bir işin sizden sonra da yürümesi, bir adın taşınması, torunla kurulan bağın kendi başına bir emanete dönüşmesi. Torun görmek de aynı grupta okunur.

Buradaki yorumlar klasik tabir literatüründen derlenmiştir; dinî bir hüküm veya fetva niteliği taşımaz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınlarında belirtildiği üzere rüyalar delil değildir ve rüyalar ile amel edilmez.

Psikolojik açıdan

Psikolojik okumada bu rüyanın ayırt edici yanı, figürün büyük ölçüde anlatıdan kurulmuş olmasıdır. Zihin kendisine verilmemiş bir yüzü tamamlar ve bunu yaparken elindeki tek malzeme, ailenin o kişi hakkında söyledikleridir. Jung’un İnsan ve Sembolleri’nde tarif ettiği aile imgeleri de bu tarafta durur: rüyadaki büyük, kişinin devraldığı ölçünün sureti olarak görünür.

Bu yüzden dede rüyasının içeriği çoğu zaman dede hakkında değildir. Rüya “o kimdi” sorusuna değil, “ben kimin devamıyım” sorusuna eşlik eder.

Sıklaştığı dönemler de aynı soruyla ilgilidir: ilk çocuğun doğması, aile evinin satılması, memleketten uzun süre uzak kalmak, soy ağacına duyulan ani bir merak. Yıl dönümleri ve bayramlar da sayıyı artırır; bu artış bir işaret değil, hatırlamanın olağan seyridir.

Olumlu anlamları

  • Sağlıklı, hoşnut ve düzgün görünüyorsa: aslın sağlam durması
  • Yadigâr verdiyse (yüzük, saat, tesbih): ismin ve hatıranın sürmesi
  • Toprak, tapu ya da anahtar verdiyse: üstlenilen bir emanet
  • Duasını aldıysanız: rızâ ve helalleşme
  • Sahne bakımlı bir ev, avlu ya da bahçedeyse: aktarımın yürümesi

Dikkat edilmesi gerekenler

  • Ev kilitli, oda tozlu ya da bahçe bakımsızsa: aktarımın seyrelmesi
  • Sizi tanımadıysa: aktarımın sizin ucunuzda eksilmesi
  • Üzgün ya da sitemliyse: unutulmuş bir hayrat, uğranmamış bir mezar
  • Yorgun ya da düşkünse: gözetilmemiş bir taraf
  • Sahneyi ecel haberi ya da âhiret hâline dair bir bildirim saymak

Rüya günlüğü

Siz de bu rüyayı gördünüz mü?

Anonim olarak kaydedilir. Ad, e-posta veya kişisel veri toplanmaz.

Bağlantılı semboller

Sık sorulan sorular

Rüyada ölmüş dedeyi görmek ne anlama gelir?

Klasik metinler vefat etmiş bir yakını görmeyi genellikle dua, sadaka ve hayrat hatırlatması olarak okur. Dedelerde vefatın üzerinden çoğunlukla uzun yıllar geçtiği için borç ve vasiyet gibi acil işler kapanmış olur; bakılan taraf daha çok anılma tarafıdır. Bu görüntü bir ecel haberi sayılmaz ve vefat edenin âhiretteki durumu hakkında bilgi vermez.

Rüyada dede görmekle baba görmek aynı mı yorumlanır?

Hayır. Baba bağı yaşanmış bir bağdır ve sahnede genellikle onay, himaye ya da sınır konuşulur. Dede ise çoğu insan için yarısı hatırlanan yarısı dinlenen bir kişidir; bu yüzden sahne bir şahıstan çok bir aktarım üzerinden okunur. Aynı hareket bile ikisinde farklı yere yazılır: bir şey verilmesi baba bahsinde önünüze açılan bir imkân, dede bahsinde üstlenilen bir emanet tarafında ele alınır.

Hiç görmediği dedesini rüyada görmek ne anlama gelir?

Bu çok yaygındır ve klasik okumada olağanüstü sayılmaz. Rüya, kendisine verilmemiş bir yüzü fotoğraflardan ve dinlenen anlatılardan tamamlar. Tabirci de bu yüzden yüzü değil sahnedeki fiili esas alır: verilen bir şey, gösterilen bir yer ya da söylenen bir söz. Bunlar yoksa ortada tabir edilecek bir malzeme de yoktur.

Rüyada dedenin bir şey vermesi ne anlama gelir?

Klasik metinler verileni cinsine göre ayırır: yiyecek rızık, giysi görünen hâl, toprak ve anahtar emanet tarafındadır. Dede söz konusu olduğunda yüzük, saat ya da tesbih gibi yadigârlar öne çıkar; bunlar mal değeriyle değil, sürdürdükleri isim ve hatırayla okunur. Rüyada verilen bir şeyin hukuken bir hak doğurmadığını da eklemek gerekir; miras ve pay meseleleri rüyayla değil ehline sorularak çözülür.

Kaynaklar

Bu yorumda başvurulan kaynak alanları

Metinler bu kaynaklardan kopyalanmaz; sembolün klasik tabir literatüründeki ve psikolojideki karşılıkları araştırılıp karşılaştırılarak yazılır.

  • İslami kaynakTabirnâme geleneği (İbn Sîrîn'e nispet edilen külliyat)
  • KitapTa'tîru'l-enâm fî ta'bîri'l-menâmAbdülganî en-Nablusî
  • Kitapel-İşârât fî ilmi'l-ibârâtHalîl b. Şâhîn ez-Zâhirî
  • KitapHadislerle İslâmDiyanet İşleri Başkanlığı

    c. 1, s. 467: rüyaların daima hayra yorulmasının istenmesi

  • Psikolojiİnsan ve SembolleriC. G. Jung
  • WebRüyalarla Amel Etmek Gerekir mi?

    Diyanet Haber (Diyanet İşleri Başkanlığı): "rüyalar bir delil değildir, onlarla amel edilmez"